Senaryoda Metaforik Anlatım – Ali Yalınız

Truman Show filmini ilk izlediğimde “Daha önce izlediğim ve bundan sonra izleyeceğim tüm filmler arasında en sevdiğim 3 filmden biri olarak kalacak.” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Filmin inandırılan gerçeklik algısı üzerine olan önermesini aşırı beğenmekle birlikte, hikayedeki metaforik anlatım da çok hoşuma gitmişti. Hikayenin felsefesi, zihinlerde bazı taşları yerinden oynatabilen cinsten ve bunu baştan sona metaforik anlatımlarla yapmayı başarmış bir film. Ben Truman Show filmini örnekleyerek başladım ama bu tekniği kullanan çok iyi başka yapımlarda var.

Senaryoda metaforik anlatım, bir duyguyu ya da fikri doğrudan söylemek yerine dolaylı yoldan hissettirme sanatıdır. Yani karakter “Ben yalnızım.” demez. Onu yalnız hissettiren bir atmosfer, bir nesne ya da bir durum yazasın… Seyirci de bunu kendisi keşfeder. Aslında izleyiciyle yapılan küçük bir zeka oyunu gibidir. Sen ipuçlarını verirsin, o anlamı tamamlar. Örneğin, Truman’ın yaşadığı yapay dünya, kontrol altında tutulan modern insanı temsil ediyordu.

Bir senaryoda metafor kullanmanın en güzel tarafı, hikâyeyi tek katmanlı olmaktan kurtarmasıdır. Yüzeyde basit bir olay izleriz ama altında bambaşka bir duygusal akış vardır. Mesela kırık bir saat düşün. Karakterin evinde sürekli duran, çalışmayan bir saat. Diyalogda kimse “Geçmişe takılı kaldım.” demez ama o saat bunu sessizce anlatır. Metafor sadece nesnelerle değil, mekânla da kurulur. Dağınık bir oda, üst üste yığılmış eşyalar, açılmamış kutular… Hepsi karakterin zihinsel karmaşasını temsil edebilir. Ya da bir sahnede karakterin boş bir otobüs durağında saatlerce beklediğini görürüz. Otobüs gelmez, insanlar gelmez, hiçbir şey olmaz. Bu sahne aslında yalnızlığı anlatır ama tek bir “Yalnızım.” kelimesi geçmez.

The Matrix filminde kırmızı hap ve mavi hap seçimi ise sinema tarihinin en bilinen metaforlarından biridir. Mavi hap rahat ama sahte bir hayatı, kırmızı hap ise acı ama gerçek bir uyanışı temsil eder. Neo’nun seçimi aslında insanın gerçeği bilme cesaretini simgeler.

En etkili metafor türlerinden biri görsel olanıdır. Diyalog yoktur, sadece görüntü konuşur. Mesela bir adam düşün, evde tek başına oturuyor. Perdeyi açıyor, dışarısı güneşli. Ama cam kirli olduğu için dışarıyı net göremiyor. Karakter “Dışarda iyi bir gün var ama ben göremiyorum” demiyor, fakat sahne bunu açıkça özetliyor. Küçük bir sahne düşünelim: Bir adam her gün bahçedeki kurumuş bir ağacı suluyor. Ağaç tamamen kurumuş, yaprak yok, canlılık yok. Ama adam inatla sulamaya devam ediyor. Günler geçiyor, hiçbir şey değişmiyor. Bir gün su bidonu boşalıyor. Adam ilk kez durup ağaca bakıyor ve sonra bidonu yere bırakıyor. Bu sahnede anlatılan şey aslında bitmiş bir ilişkiyi zorla sürdürmeye çalışmaktır. Ağaç, ilişkiyi temsil eder; su ise harcanan çabayı. Tek bir cümle kurulmadan, bir hayat hikâyesi anlatılmış olur.

İyi bir metaforun en önemli özelliği, hikâyeye sonradan yapıştırılmış gibi durmamasıdır. Yani yazmaya başladığınızda sizi yazmaya iten şeyin aslında o metafor olduğunu gösterebilirseniz daha etkili olacaktır. Bazı durumlarda, serbest çağrışımla yazan arkadaşlar yazım sürecinde hikayeye metaforik bir anlam yüklüyor ki bunu sürecin getirdiği ruh haliyle yaptıkları için yapıştırma bir sahne gibi durmuyor. Hikaye, doğal bir şekilde akmalı, sırıtmamalı. Aynı zamanda çok karmaşık da olmamalı; izleyici “Ben bunu çözmek zorunda mıyım?” hissine kapılmamalı. Metafor, aslında biraz da izledikten sonra bir an durup “Şimdi fark ettim.” dedirten türden bir anlatım biçimidir.

Öte yandan her sahneye metafor yüklemek de iyi bir fikir değildir. Her şey sembol olursa, hiçbir şeyin ağırlığı kalmaz. Hikâye yorulur, seyirci de yorulur. Bazen düz anlatımın sade gücüne de ihtiyaç vardır. Metafor, doğru yerde kullanıldığında daha etkili olurken sürekli kullanıldığında sıradan, bayağı bir yöntem olur. Metafor aslında bir süs değil, bir anlatım aracıdır. Doğru kullanıldığında karakterin iç dünyasını tek bir bakışla anlatır, bir diyalog sayfasının yapamadığını bir görüntüyle yapar. Ve en güzeli, seyirciye kendini zeki hissettirir. Çünkü ona cevabı vermek yerine, cevaba giden yolu gösterirsin. O da bulduğunda, hikâye artık sadece senin değil, onun da hikâyesi olur.